31 Temmuz 2023 Pazartesi

Rüveyda


Rüveyda
Bir kuş uçar
Alaca karanlıkta
Bir güvercin umudu taşır durur yüreğim
Senden yana
Bak şimdi şafak atıyor
Kalbimde heyecandan
Ölümsüz kelebekler uçuyor
Kaç asır bekledim
Seni bu ellerde ben
Rüveyda
Karşı dağlarda
Kızıl geyikler kayboldu ya
Bir avcı düştü peşime
Ben sana vuruldum
Avcılar beni vurmadı ya
Gezdim bütün beldeleri de
Senin izin silinmiş
Bulamadım Rüveyda
Kaç kurşun sekip geçti yanımdan
Kaç gece soğuk terlere teslim ettim
Ben bu bedeni Rüveyda
Yokluğun kadar acıtmadı içimi
Hiç bir sancı Rüveyda
Kaç mevsim geçti
Ne yağmurlar yağdı
Silindi bütün izler de
Yüreğimde sızını
Silemedim Rüveyda
Şimdi sen sahili döven
Bir dalga eşliğinde
Şarkılar söylersin
Ben uzaklardan
Öylece seni dinlerim
Rüveyda
Aç kollarını
Rüzgâra savur kokunu
Ben bin yıl geçse de
Arar bulurum seni
Bir onsekiz yaş aşkıyla
Rüveyda
Susma sakın
Unutma da beni
Ben yüreğimde saklarım
Seni bulana dek
Sevdanı Rüveyda
Vuslat çöksün tan yerinin ağaran saçlarına
Kırlara gelincikler serpilsin
Sen yine gel
Taze bir baharda
Umutlarım üstüne
Bir güneş gibi doğ Rüveyda
Bunca yıl
Sensizliği anlattım
Hasreti binlerce şiirle paylaştım
Akar sular geçit vermedi
Sana geç kaldım
Uzat ellerini
Sımsıkı tutayım
Son bir defa
Rüveyda

Hasan KARATAŞ

29 Temmuz 2023 Cumartesi

Demek Gidiyorsun

Demek gidiyorsun
Bir bahar mevsiminde
Bütün çiçekleri toplayıp eteğinde
Taze umutları savurup rüzgarlara
Tutunup taze bir aşkın dallarına
Düşünmüyor musun geride kalanları
Bir zemheri soğuğunda bıraktıklarını
Çorak topraklara savurduklarını
Sararmış başakları
Alıp yanına
Demek gidiyorsun
Bütün papatyaları
Almış gidiyorsun
Bir ihtimali bile
Çok görüyorsun
Demek gidiyorsun
Biliyorum
Kalmak benim için
Yaraları her gün hatıralar ile sarmak
Benim işim
Bir melankoli türküsüyle
Yanmak benim işim
Demek gidiyorsun
Kalmak benim işim

Hasan KARATAŞ

27 Temmuz 2023 Perşembe

Mutluluk

Elindekilerle mutlu olmayı bilmeyen peşinde koştuklarıyla mutlu olabilir mi? Bulunduğu anın kıymetini bilmeyen beklediği anın kıymetini bilir mi?
Nasıl bu hale geldik bilmiyoruz. Sosyal medya mutluluk dilencileriyle doldu. Tüketim çılgınlığı insanlığı ezip geçti. İnsanı da tüketir olduk artık. İhtiyacımız varken yanındayız, ihtiyacımız olmadığını anladığımız anda bir kenara bırakıp gider olduk dostlukları arkadaşlıkları...
Yeni bir mecrada akar oldu hayat. Yeni bir mecrada yaşanır oldu günler. Yeni sorunlar, yeni yöntemler gelişti yeni hayatın kapladığı bu sahada. İnsanlar bir gülücükle mutlu, bir kitap sayfasıyla entelektüel, üç beş satırla şair oldular. Hayallerini, ulaşmak istediklerini bu sanal dünya da arar oldular. En çok aşkı arayanlar ve sonrasında mutluluk arayanlarla doldu sosyal medya. Gerçek olmayan bir dünyada gerçeği aramak ne acı.
Geçici bir mutluluk hali aldı gerçeğinin yerini, samimi ve içten olmayan. Aslında insanlar kaybettiklerini arar oldular sosyal medyada. Zaman hızlı geçiyor, hızlı akıyor bu mecrada. Aslında hızla tüketiliyor zaman ve insan.
Mutluluk baharda bir kelebeğin kanat çırpması mıdır bilinmez ama kelebeğe giden her aşama ayrı bir mutluluk değilse nedir. Çekilen çileler elemler olmasa elde edilen şeyin ne kıymeti olur mu ki. Ya da kıymeti bilinir mi ki. Kış olmadan bahar olmuyorsa, gece olmadan gündüz olmuyor, güneş doğmuyorsa çileler dolmadan, bir bedeli olmadan mutluluk olur mu hiç. Emeksiz elde edilen bir şeyin ne kıymeti olur ki. Bir şeyi elde etmek ne kadar zorsa değeri o kadar fazladır. Ama kıymet bilmez bir elde altın bakırdan farksızdır.
Mutluluğun kaynağı pek çok insanın düşündüğü gibi daha fazla para, daha büyük makamlar, daha çok mal mülk değildir aslında. Bunlar sadece daha fazla üzüntü keder verir insana, artıkça dünyaya bağın artacak, kaybetme korkuların olacak, hep daha fazlasını isteyecek, daha da doyumsuz olacaksın hayatta. Oysaki kaybedeceklerin ne kadar azsa o kadar cesur olacaksın, bi o kadar korkusuz bi o kadar beklentisiz, bir o kadar minnetsiz yaşam senin olacak, sen hayatın değil.
Mutlu olacaksın kaybetme korkularını yok ettikçe içinde. Hayatın kıyısında değil tam içinde tam ortasında yaşayacaksın, mutlu olacaksın peşinde koştukların olmadan, bitmek bilmeyen hırsların, ihtirasların olmadan, yarını değil anını yaşayacaksın ve elindekilerle yetinip hep mutlu olacaksın.

Hasan KARATAŞ

25 Temmuz 2023 Salı

Aşk Sensin Sevgili

Gözlerine vuruldum
Bir ay doğdu yüzüme
Bakıp durdum öylece resmine
Geçen günlere yandım
Senin gözlerindeki
Vuslata inandım
Aşk dedikleri şeyle
Senin gözlerinle sınandım
Ben gözlerine bakıp
Aşka son defa inandım
Geç gelen bir bahar gibiydi bakışın
Çiçekler açtı gönlümde
Ben seni bunca bekleyişin
Bir mükafatı sandım
Neden bir hüzün düştü
Bilemedim sonra gözlerine
Neden ürkek ve çekingen
Biliyorum yaralar kalmış içinde
Ağır sınavlarından geçmişsin
Neden bilmiyorum
Seni görünce
Bu amansızca sevincim
Gitme ey ay yüzlü sevgili
Şimdi tam mevsimi değil mi
Bir nevruz ateşiyle
Gelen bahar sensin sevgili

Hasan KARATAŞ

23 Temmuz 2023 Pazar

Geç Kalmışım


Ben sana geç kalmışım
Ben sana gelmeden
Yollarda kaybolmuşum
Ne fayda
Gelip geçmiş ömür
Kalıcı olmadığımız dünyada
Biliyorum geç kalmışım
Gelirken çok oyalanmışım
Gençlik bir bahar gibi işte
Bitmeyecek sanmışım
Tatlı bir rüya imiş meğer
Biraz geç uyanmışım
Gelirken yollarda hayallere dalmışım
Yol denilen şeyi
Çabuk aşılır sanmışım
Bilinmez menzillere
Çabuk varılır diye
Ne çok yanılmışım
Biliyorum vakit geç
Ömür sermayesi az kalmış
Kader çizgi çizgi
Benden hızlı yol almış
Benim bilinmez sandığım yolda
Benim ömrümü de önüne katmış
Bir kuşluk vakti işte
Koca bir gençlik harcanmış
Şimdi ağlasam ne fayda
O gençlik sermayesi
Çoktan harcanmış
Şimdi kalkıp gitsem
Yanımda hiç azık kalmamış
Meğer ki ömür dediğin
Sermaye ne azmış
Şimdi o eski baharlar
Hoyratça harcanmış
Güneş guruba varmış
Günler geçip giderken
Geçen günler içimde
Yangınlar bırakmış
Kalkıp gidelim haydi
Zaten vakit kalmamış

Hasan KARATAŞ

21 Temmuz 2023 Cuma

Okumak Üzerine Notlar


80 milyonluk bir ülkede günlük kullanılan kelime sayısı 400’ü geçmiyorsa 401. kelime de yanlış anlaşılma ya da anlaşılmama ihtimaliniz çok yüksektir. 78 bin ana kelimeden oluşan bir dilin yaşadığı sığlığı sanırım hepimiz bu örnekle anlamış olduk. O kadar geniş kelime yapısına sahip bir dili bu hale getirenler maalesef hepimiziz. Bunda az ya da çok herkesin katkısı tartışılmaz. Gün gelir daha da azalır mı onu da bilmiyoruz. Lakin şuan mevcut durum bu şekilde.

Hep şikayet ettiğimiz lakin düzeltmeye kendimizden başlayamadığımız bir yara aslında okumamak. Hep başkaları okusun istiyoruz ama kendimiz okumuyoruz.
Günümüzde kitlesel iletişim araçlarının hızla artması ile bu oranın giderek düştüğü de acı bir gerçek. Okumayan bir birey kendisini geliştiremediği gibi ülkesinin gelişimine de bir katkı sağlayamaz. Bizim ülkemiz kadar köklü bir tarihi olmayan Amerika bile bu konuda bizim çok önümüzde ise burada gerçek sorumlu bizlerizdir. Rusya, Almanya, Fransa, İngiltere gibi köklü ülkeler içerisinde kadim bir yerimiz olması gerekirken Birleşmiş Milletler İnsanı Gelişim Raporu’na göre 173 ülke arasında 86. sıradayız. Ülkemizde 12 bin kişiye bir kitap düşerken maalesef yılda 6 kişi bir kitap okuyor. Japonya’da 1 kişi yılda 25 kitap okuyor. Mukayese açısından bu kadar örnek yeterli olur diye düşünüyorum.
Herkes okuduğunu, bildiğini düşündüğü ülkemizin durumu maalesef bu şekilde.

Küçük yaşlarda kazanılmayan ve kazandırılmayan bu alışkanlık ileriki yaşlarda daha da zor. Okudukça okumayanlar ile okuyanlar arasında ki fark öyle açılıyor ki. Zamanla birbirini anlamaktan uzak, yanlışı doğrudan ayırt etmekte zorlanan insanlarla dolup taşıyor etrafımız. Aslında bütün bunların sebebi kendimizi bilmemekten kaynaklanıyor. Abartmayı çok seviyoruz millet olarak. En çokta kendimizi abartıyoruz belki de. Oysaki bilimsel bir gerçekte abartının yeri asla yoktur. Abartma dediğimiz mübalağa sanatı edebiyatta geçerli bir durumdur. Gerçeklik ile de alakası yoktur. Ne yazık ki edebi metinlerde kalması gereken bu abartıyı bizler gerçek hayata taşımışız ve daha da kötüsü bunu iyi bir şey olarak düşünüp inanıyoruz.

İnsanlar içinde bulundukları toplumların aynasıdır. Toplumlar fertlerden meydana gelirler. Biz neysek toplumda odur. Bir toplumu ve kültürünü geçmişi ile birlikte bugün yaşayanlar oluşturur.
Bir Bosna ziyareti için bile 7. Yabancı dil olarak Boşnakça’yı öğrenen, Avni mahlası ile bir birinden güzel şiirler yazan Fatih’in torunları olarak övünen milletimizin geldiği durum maalesef budur.
İbret alınması gerekirken hala kendimize toz konduramadığımız gerçeği ise bize durumun en iyi izahını yapmaktadır aslında.

Okumayınca okumayı öğrenemeyiz. Baktığımız, gördüğümüz şeyleri, çağın gereklerini, gidişatı okuyamayız. Eşsiz bir sanat olan kâinatı okuyamayız. Hiç bir şeyi de anlayamayız.
Dert başta olunca, çare başka olmalı sanırım. Çünkü çaresini bilsek dert bizde olmazdı.
Okudukça dünya daha da güzelleşecek, insanlar daha da özgür bir bakış açısına sahip olacak. Bir gün o güzel dünyada yaşamak dileğiyle.

Hasan KARATAŞ

19 Temmuz 2023 Çarşamba

Yazmak Üzerine Notlar


İlk Bölüm

En çok karşılaştığımız sorulardan birisi "Nasıl yazabilirim?" sorusu. Bu soruya cevap olabilecek şeyleri bizde burada derlemeye karar verdik. Pek çok insan bir şeyler yazmak istiyor. Bunun nasıl olacağını, nereden başlaması gerektiğini, neler yapması gerektiği konusunda fikir sahibi değil. Bizim de bu yazımızdaki amacımız insanların bu tür sorulara cevap bulabilmesidir.

Öncelikle yazmaya nereden, nasıl başlanır, neler yapılması gerekir bunları maddeler halinde irdeleyelim.

1.Okumak
Öncelikle yazmaya başlamadan önce kesinlikle yapılması gereken işlerden en başta okumak gelir. Yeterince okumayan bir insanın hem kelime dağarcığı hem de ifade yeteneği yeterli değildir. Okumadan yazılmaz. Sadece okumak yetmez, yazmak isteyen birisi daha çok okumalıdır. Stephen King “Yazma Sanatı” isimli kitabında günde 60-70 sayfa kitap okuduğunu ve bunu pekte yeterli bulmadığını ifade eder. Tabi ki de okumanın sınırı yok. İmkanı ve vakti olduğu kadar çok okumalıdır. Mümkün olduğunca çok sayıda klasikleri okumalıdır. Sadece klasikler ile yetinmemeli farklı yazarları okuyarak yelpazeyi geniş tutmalıdır.

Daha sonraları tarzına uygun kitaplara ağırlık vermelidir. Ayrıca yazım teknikleri üzerine de okumaları ihmal edilmemelidir.

Okumak deyince akla ilk gelen şey kitap okumaktır. Bir kişi yazmayı düşünüyorsa sadece kitap okumayla sınırlı kalmamalı. Onun yazılarının esas ilham kaynağı olacak olan "Hayatı" okumalıdır. Yazmanın olmazsa olmazı insanları da iyi okuması ve gözlemlemesidir. Özellikle insan davranışları ile ilgili konuları dikkatli takip etmeli ve bu konuda kitaplardan destek almalıdır. Yazılı eserler sadece bir insanın hayatı üzerine kurulu olmayacağından bir yazar adayı çevreyi, doğayı, olayları da okuyabilmelidir.

Özellikle yazım teknikleri ile ilgili şu kitaplar okunabilir.
Dünya Yazın Tarihi / Antal Szerb / Dost Kitabevi Yayınları
100 Soruda Türk Edebiyatı / Rauf Mutluay / Ayrıntı Yayınları
Her Yönüyle Roman Yazımı / Joyce-Jim Lavene / Arkadaş Kitabevi
Oyun ve Senaryo Yazma Tekniği / Turgut Özakman / Bilgi Yayınevi
Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık / Murat Gülsoy / Can Yayınları
Öykü Yazma Teknikleri / Salih Bolat / Varlık Yayınevi
Karakter Yaratmak / Yıldırım B. Doğan
Yazın Kuramı / Jonathan Culler / Dost Kitabevi Yayınları
Ben Buradan Okuyorum / Tim Parks / Metis
Mesleğim Yazarlık / Haruki Murakami

Bu listeye daha pek çok kitap eklenebilir. Yayınevi'm (Karina Yayınevi) bana bu tavsiyeleri gönderdi çoğunu okudum liste dışında da pek çok yazarın yazmak üzerine görüşlerini belirttiği kitapları da okuma listeme ekleyip okudum. Pek çok ünlü yazarın yazmakla ilgili tecrübesini paylaştığı kitapları mevcut, dileyen onlara da göz atabilir.

Okumak konusu çok uzun ve ayrıntılı bir konu ben konuyu uzatmamak ve okuyucuyu sıkmamak adına burada kısa bir özet vermiş oldum. Sitenizde "herkesin beğenerek okuyacağı kitaplar" adında bir liste mevcut isterseniz onlara göz atabilirsiniz.

2.Araştırmak
Yazmak isteyen bir kişi öncelikle yazmak istediği konular üzerine derinlemesine bir araştırma yapmalı ve bu konularla ilgili kitaplar ve uzmanların görüşlerini okumalıdır. Bilmediği ve araştırmadığı bir konu üzerine kulaktan dolma bilgiler ile yazmak bir zaman kaybından ibarettir. Bunun pek çok örneğini popüler yazarlarda bile görmek mümkündür. Karasal iklimde limon portakal yetiştirenden tutun da, domatesin, tütünün Anadolu’ya uğramadığı yıllarda salataya domates doğrayıp tütün için karakterler ile karşılaşmanız mümkündür. Bu nedenle kullanılan basit objelerin bile tarihi ile ilgili bir fikir sahibi olunması gerekir diye düşünüyorum.

3.Not almak
Bir yazar adayı ilgisini çeken konular ve fikirler ile ilgili sürekli notlar alması işini kolaylaştıracaktır. Not alırken kaynakları da not etmeyi unutmayın. Not defteriniz sizin kütüphanenizdir unutmayın.

4.Gezmek
Bir yazar adayı imkanları ölçüsünde gezebildiği kadar gezmeli farklı kültürleri, insanları, şehirleri ve yerleri keşfetmelidir. Gezdiği yerleri iyi gözlemlemelidir.

5.Yazmak
Bir yazar adayının okumaktan sonra en çok yapması gereken şeylerden birisi de sürekli yazmasıdır. Yazdıkça yazma konusunda kendini daha da geliştirecektir. Farklı konularda kendini denemeli kendine uygun tarzı keşfetmelidir.

Yazmaya roman, hikaye yazarak başlamak büyük bir yanılgıdır. Öncelikle küçük karalamalar, küçük hikayecikler ve denemeler ile başlamak sanırım isabetli olacaktır. Yazmaya devam ettikçe hem sayfa sayısı artacaktır, yazılanlar belirli bir nitelik kazanacaktır.

Yazmaya başlamadan önce benim en çok yaptığım şeylerden birisi, kafamı dağıtmaktır. Müzik ya da başka bir uğraş ile gündelik hayattan kalma etkileri üzerimden atmaya çalışırım. Sonrasında bir kelime, bir cümle takılır aklıma ve peşine düşer kovalamaya başlarım. Bir kelime bir cümleyi getirir, bir cümle bir paragrafı getirir. Derken sayfalarca bir yazı çıkmış karşına. Bu nedenle peşine düştüğünüz kelimeyi bırakmayın. Onun peşinden gidin. Bir süre sonra o size anlamlı cümleler sunacaktır.

Yazmanın yeri ve zamanı olmaz. Çoğu yazılarımı işte çalışırken hiçte öyle yazmaya elverişli olmayan ortamlarda yazarım. Sonrasında müsait bir zamanda gözden geçirir gerekli düzetmeleri yaparım.

Yazmaya başlamadan önce bir süre bir konu üzerine düşünerek yoğunlaşmak da başka bir yöntemdir benim için. Bazen ansızın bir kelime, bir cümle dökülüverir ve ardı arkası kesilmez. Sanırım bu da çoğunun ilham dediği olay olsa gerek. Bu genellikle şiir yazarken çok rastladığım bir olaydır.

6.Yazmaktan ve Okumaktan Vazgeçmemek
Yazmak için sürekli okumak ve yazmak olmazsa olmazdır. Yapılan eylemin sürekliliği de şarttır. Suyun kararlılığı taşı bile eritir.

7.Yetenek
Yazmak için bir insanda az da olsa "yeteneğin kırıntısı" olmalıdır. Yetenek yoksa işiniz zorlaşacaktır. Yazmayı sevmeniz ve bunu bir tutku haline getirmeniz sürekliliğiniz açısından çok önemlidir. Değilse günlük veya belirli bir zaman dilimindeki geçici heveslerin arkası pek gelmez ve uğraşlarınız sizin için bir zaman kaybı olabilir.

8.Sevmek
Bir işi sevmezseniz onda başarılı olmanız pek mümkün değildir. Onun için okuma ve yazmayı sevmelisiniz. Yaptığınız iş ne olursa olsun severek yapmalısınız. Sevmediğiniz bir işi de yapmayın zaten. Bırakın o işi de seven birisi yapsın. Bana çokça sorulan sorulardan birisi de çocukların ve gençlerin meslek seçimi ile ilgilidir. Ben hep şunu söylerim. Maddi ve manevi imkanları bir kenara bırakın önce sevdiğiniz bir mesleği seçin sonda da o meslekle ilgili en iyi okulu okuyun derim. İyi para kazanırım düşüncesi ile sevmediğiniz bir meslek için okursanız hayatınızın geri kalanını pişman olarak geçirirsiniz.

9.Sağlık
Yazmak için sağlıklı olmak gerekir. Bundan kastım kesinlikle engelli olmakla ilgili değil. Bedenen ve ruhen insan sağlıklı olmalıdır. Zaten bir süre sonra yazmak size iyi geldiği gibi ruh sağlığınızı değiştirecektir. Bu nedenle insanlar ile sağlıklı ilişkiler kurmayı ve sosyal hayatınızı fazlaca ihmal etmeyiniz.

Şimdi yazmak ile ilgili temel konulara kısaca değinmiş olduk. Elbette yukarıdaki konularla ilgili ve anlatmadığımız pek çok hususla ilgili sayfalarca yazı yazmak mümkün. Yazmanın bir amacı da az kelime ile çok şey anlatmaktır.


İkinci Bölüm

Gelelim yazarken yapılması gereken ya da uzak durulması gereken konulara.

Yazarken bir şeyler yiyip içmek genellikle konsantrasyonu bozabilir bu nedenle bu tür şeyleri ara verince yapmak en doğrusu olsa gerek.

Yüksek ses her zaman bir stres aracıdır. Yazarken yüksek sesle müzik dinlemek dâhil her türlü gürültü ve sesten kaçınmak doğru bir tercih olacaktır. İster istemez dışarıdan sesler gelebilir bunu perdelemek için hafifçe dinlendirici bir müzik açmak bir çözüm yolu olabilir.

Her türlü insan müdahalesinden uzak durmak gerekir. Çünkü ansızın sorulan bir soru ya da yapılan bir hareket sizin dikkatinizi dağıtabilir.

Bu konuda son bir madde daha ekleyecek olursak iyi bir yazar olmak istiyorsanız korkusuz ve cesur olmalısınız. Bir yazar olarak her dönem özgür ve cesurca şeyler yazmak pek mümkün olmasa da doğru olanın bu olduğu gerçeği hiç bir zaman değişmeyecektir. Büyük yazarların hayatına bakarsanız karşılaştıkları zorlukları aşmışlar ve cesaretleri onları bulundukları yere ulaştırmıştır.

Bütün yazılanların dışınca utangaçlığı ve çekingenliği bir kenara bırakın. Kimin ne deyip ne demeyeceği de pek umurunuzda olmasın. Yapıcı eleştirilere açık olun.

Yazılmış bir kitabın yayınlanma hikâyesini başka bir yazıya konu edeceğiz onun için burada değinmedik.

Hasan KARATAŞ

Bu Blogda Ara