30 Ağustos 2023 Çarşamba

Yeniden Başlamak


Denizler köpürmeli, dalgalar dövmeli mendirekleri. Gök yarılmışçasına dökülmeli yağmurlar, şimşekler çakmalı, bir fırtına savurmalı her şeyi ve insanoğlu oturup düşünebilmeli geçmişi geleceği.
Bütün bu olan bitenler duygu ve düşüncelerini birbirine katmalı, savurmalı her şeyi dört bir yana. Sonra yeniden ayıklamalı iyiyi, doğruyu. Yeniden kurmalı tüm düzeni zihninde. Eskimiş köhnemiş haliyle değil elbette. Doğruyu doğru yere yanlışı yanlışların içine. Süpürüp atmalı gönlünden ait olmayanları. Yeniden yerine koymalı kalması gerekenleri.

Sonra sevmeli iyi ve güzel olan her şeyi. Ağacı, çiçeği, böcekleri, yaratılanı yaratandan dolayı. Taze bir bahar gelmişçesine, çiçekler dallarda açmışçasına, yağmur sonrası berraklığı yaşarcasına. Huzura kapı aralarcasına yeniden başlamalı hayata.

Yeniden sevmeli ve sevilmeli. Umutlu türküler söylemeli. Öğrenmeli değerini, durması gereken yeri. Arınmalı ve bir daha kirletmemeli yüreğini. Sevmeli insan, vakti gelince gideceğini bilmeli. Hiç kimseyi kırıp üzmemeli.

Hasan KARATAŞ

23 Ağustos 2023 Çarşamba

Yangına Körükle Gitmek



Eskidendi, çok eskilerden. Acıların birleştirdiği insanlar yaşardı uzaklarda. Hemen koşardı yardıma ihtiyacı olana bizim insanımız. Hiç tanımasa bile. Değişti çok şey eskilerden bugüne. Artık felaketler ve büyük acılar bile birleştirmekten çok ayrıştırır oldu.Ne çabuk geliverdik öylesi günlerden bugünlere.
Eskiden doğru ve yanlış herkese göre aynı anlamı ifade ederken günümüzde sana göre bana göre değişir oldu.

Düşünün sadece ormanlarımız yanmadı. Ya da şehirlerimizi sel almadı. Birlik ve beraberliğimiz yok oldu. İşte bütün felâketlerden daha tehlikeli olanı budur. Elbette yitip giden canlar geri gelmez. Lakin selin verdiği zarar bir şekilde giderilir. Yanan ormanlar birlik beraberlik içerisinde yeniden yeşerebilir. Yıkılan binaların yerine daha iyisi ve sağlamı yapılabilir. Peki, kaybolan kardeşliğimizin yerine ne yapılabilir. Yedi düvele karşı birlik ve beraberlik içerisinde kurduğumuz bu ülkede en kıymetli değerlerimizi kaybettik bunun için ne yapılabilir.

Günlerdir süren yangınlar için paylaşılanlara hep göz atıyorum. Okudukça üzülüyorum. Güya destek yardım amaçlı içinde ötekileştiren cümlelerle dolu paylaşım yapanlar bu sözün size yangına körükle gidilmez. Kürekle su ile gidilir.

Hasan KARATAŞ

16 Ağustos 2023 Çarşamba

Mayıs Kokuları


Mevsim başkadır şimdi mayıs kokuları haziran meyvelerine bırakırken yerini. Yağmurlar gelir geçer. Bir bakarsın sağanaklar dökülür gökyüzünden. Bir bakarsın güneş açar bir yaz sıcağı çöker aniden. Yağmurlar geçip giden bahardan esintiler bırakır. Sıcaklar gelecek mevsimin neler getirdiğinin haberlerini verir bize. 

Nisan ayından kalan çiçek furyası kendini mayıs çiçeklerine bırakır yerini. Son demleridir artık bahar çiçeklerinin. Bir bir meyvelere bırakır hepsi yerini. Mayıs ayında iğde ağaçları açar bütün çiçeklerini. Etrafa güzel kokularını yayarlar. Bu büyülü kokular ile veda ederiz bahara. Daha ıhlamurlar çiçek açmamıştır ama. Onlar en sona saklarlar kendilerini. İğde ağaçlarına ve ayva ağaçlarına yol vermiştir. Sabırla bekler sırasını sonra altın sarısı çiçekleri ağır ağır uyanır. Onlarında kokusu bambaşkadır. Geç gelen bir bahar gibi. Son kez bakar bahar mevsimine bir mayıs sonunda. Nazlı nazlı açan çiçekleri kendini Haziran ayında bulur. Bir huzur yayar etrafına. Çünkü sabır huzur getirir. İğde ağaçları gibi değildir onlar. Aniden bir rüzgar esintisi ile allak bullak etmez kokusu insan bedenini. Daha çekingen daha sadedir. Ne de olsa artık bütün çiçeklerin mevsimi geçmiştir. Bütün ağaçlar dökmüştür çiçeklerini. Rekabeti sevmez ıhlamur. Acelesi de yoktur. Ne de olsa ardından çiçek açmak için bekleyen ağaçlar sırada değildir. O yüzden kıymetlidir çiçekleri. Beklemek ve sabırla yoğrulmak değerli kılar bazı şeyleri. Ihlamur çiçekleri gibi.

Hasan KARATAŞ

9 Ağustos 2023 Çarşamba

Mevsimlerin En Güzeli


Yeşil renklerin yerini başka renklerin almaya başladığı, yaprakların bir bir dalından kopup düştüğü zaman dilimi olmaktan öte duyguların dile geldiği, ruhumuzun yeni keşiflere kapı araladığı mevsim. Biraz iç dünyamızı dinleyip onunla baş başa kalabilsek ve etrafımızdaki bu hızlı değişimi onunla mütalaa edebilsek, geçen bunca mevsimlerde neleri kaçırdığımıza hayıflanacağız belki de.

Sarının bütün tonlarındaki bir dönüşümün içinde renkler kızıl alev rengine doğru akarken hafiften hüzün veren bir duygu sarar içimizi. Akıp giden zamanda yol alırız. Düşen her yaprak aslında geçen bir mevsimi, geride kalan bir yılı anımsatır bize. İçimizdeki hüznün esas nedeni budur işte. Bir yaprak düşer, o yaprakla da bir mevsim düşmüştür. Bir yaprak düşer bir yıl geriye düşmüştür. Geri dönülmeyecek bir şekilde mevsimler akıp gitmiştir. Geriye hüzün bırakmıştır.
Yaprak döken ağaçların renk seremonileri bizi eşsiz duygu sağanağına bırakırken yağmurlar düşmeye başlar, düşen yapraklara eşlik ederek. Gökyüzü de hüzünleniyordur belki düşen yapraklara, kim bilir...
Duyguların en yoğun yaşandığı mevsimdir bu nedenle sonbahar. İlkbaharın aksine duygular daha yoğun daha derin daha güçlüdür sonbahar da. Etrafımızdaki hızlı renk geçişi bir anda yoğun bir duygu sağanağına bırakır bizi ve hüzünlendirir hepimizi. Belki de yaprakların düşmesi, tüm canlıların kabuğuna çekilmesi ve güneşi daha az görüyor olmamız bize ebedi aleme göçü hatırlatıyordur da ondandır içimizdeki hüzün. Bir dost gibi bizi her sabah gülümseyerek karşılayan ağaçların yaprağına düşen hüzün kırıntıları bizi de etkiliyordur kim bilir...
Yine de güzeldir sonbahar. Tüm renkleri içinde barındırır çünkü. Baharın rengarenk çiçeklerinin yerini sarıdan kırmızıya doğru akan renk cümbüşü alır. Sarının tüm tonlarındaki kavak ağaçları yağlı boya tablosu gibi kusursuz bir güzellik sunar. Kırmızının en koyu halinde hazandalı muhteşem manzarada en can alıcı renk tonudur aslında. Havaların soğumasına rağmen alev tonundaki renkler bizi hüzünlendirse de içimizi ısıtır. Bize hissettirmez kısalan ve soğuyan günleri. Bir bakarız kış kapımıza dayanmıştır. Tüm bu güzelliklerin içinde zamanın nasıl geçtiğini anlayamayız bile. Çünkü hazan mevsimi hüzünlü bir güzellik yaşatmıştır ve bizi kış soğuğunun kapısına bırakmıştır.

Hasan KARATAŞ

5 Ağustos 2023 Cumartesi

Tutunmaya Çalışmak

Bir rüzgâr eser alır götürür bir bitkinin bütün mevsim boyunca çalışma gayesini. Savurur uzaklara. Çoğu bir toprak bile bulamayacaktır tutunmak için. Bazıları ise bir kayanın bir çatlağına tutunup ağır ağır kök verecektir kayaların içlerine doğru. Bazıları daha da şanslıdır çünkü verimli bir toprağa düşmüştür yağmuru bekleyecektir kök salıp toprağa tutunmak için. Milyonlarca tohum dağılıp gitmiştir. Her biri farkı yönlere. Bir yere tutunmak ya da takılı kalmak da yeterli değildir bazen. Henüz yolculuk bitmemiştir. Rüzgâr alır götürür yeniden başka yerlere. Yağan yağmurlar sel olur kapılır sulara. Binlerce tohumdan sadece bir kaçı kendini güvenli bir yerde bulacaktır.

Gün gelir geçer. Mevsimler tükenir. Cemreler düşer. Hava ve toprak ısınır. Yağmurlar düşer damla damla toprağın bağrına. Tohumlar uyanır ağır ağır. Önce kök verirler toprağa, sonra birer filiz verip yaprak yaprak büyümeye başlarlar. Artık ağır ağır ait olmaya başlarlar bulundukları yerlere. Henüz erkendir ama. Daha çok mevsim geçecek, daha çok çile çekilecektir. Günler geçtikçe yaprak sayısı artacaktır. Bazen günlerce yağmur yağacak, bazense günlerce yağmuru bekleyecektir. Ardından kurak ve sıcak yazlar gelecektir. Daha sıkı tutunacaktır toprağa. Kökleri daha da derinlere inecektir. Daha da bağlanacaktır bulunduğu yere.

Alışacaktır elbet bulunduğu yere, iklime, mevsimlere. Yıllar geçtikçe oraya ait olacak daha fazla yer kaplayacaktır. Kuşlara yuva olacak o da çiçek açacak meyve verecektir. Sonra tohumları onun da savrulup gidecek başka bir diyarda başka hikâyeler başlayacaktır.

Aslında her şey bir yola çıkmayla başlar. Sonra tutunursun bir yere. Kök salar, büyür gelişirsin. Geliştikçe kendini oraya ait hissedersin. Bir yere ait olmak böyle bir şeydir işte.

Kendini bir yere ait hissedebilmek önemlidir. İnsan bir şehirde veya bir çevre de yıllarca yaşar da kendini oraya ait hissedemez bazen. Onu çağıran uzaklarda bir yer vardır. Kendini ait hissedeceği yeri henüz bulamamıştır. Bulduysa da ondan ayrı kalmıştır.

Bir insan en çok insana tutunmak ister. Kendini ona ait hisseder. Çevrenin, şehirlerin önemi kaybolur birinde kendini bulunca. Sonra genişler yaşadığı çevre. Sokaklar aşina olur, ardından caddeler, mahalleler... Derken kendini o şehre ait hissetmeye başlar. Tanıdıklar çoğalır önce, sonra tanına mahalleler, alışveriş yapılan yerler, çalışılan işyeri ve arkadaşları... Tanıdıkça benimser insan daha da özümser. Pek çok şey yeniden anlam kazanır. Birçok şey hayatına girer, bir parçası olur yaşamın. Her şey daha da iyiye gider.

Peki ya tutunamamışsan. Bir yere ya da bir kişiye ait olamamışsan. Hermann Hesse’nin “Bozkır Kurdu” isimli kitabının kahramanı tam olarak böyle biriydi sanırım. Bir yere ait olmayan hayatlar da savrulup duracaktır elbet tutunacak bir dal bulana kadar. Anlamsız gelecektir pek çok şey. Diğerlerine de onların yaşamı anlamsız gelecektir.

Bir yere ve oranın insanlarına bağlanmışsan eğer. Oralardan ayrı kalmak zor gelecektir. Gurbeti yaşamaya başlayacaktır insan. Sıla hasreti vuracaktır baktığı her yerde. Anılar tazelenecektir oraları hatırlatan her şeyde. Bütün bunlar yaşanmamış olsa bunca hasret kokulu türküler olur muydu? Dilden dile dolaşır durur muydu?

Aidiyet duygusu yerinde ve ölçülü olursa elbette güzel bir şey. Lakin öyle durumlar var ki fanatizme kaymış aidiyet hisleri ve bunun peşinde sürüklenip giden binlerce insan var. Spordan siyasete birçok nokta da bunun binlerce örneğini her gün görüyoruz. Belki de bazen bölerek, parçalayarak, ötekileştirerek yönetmek bizleri yönetenlere daha kolay geliyordur. Bu fanatizm onları besliyor ve büyütüyordur.

Oysaki insan kendini güvende ve emniyette hissettiği yerde aidiyet duygusu gelişir. Bu insan, hayvan ve bir bitki içinde öyledir.

Kendime hep su soruyu sorarım. Ben yaşadığım şehre ait miyim diye. Her defasında değişmeyen bir gerçek soğuk yüzünü gösterir. Bir anda yaşadığım şehirden uzaklara alır götürür beni. Sanki sen buraya aitsin der gibi. Bunca yıl yaşayıp da nasıl oraya ait olmaz ki insan. Yıllar önce de öyleydi. Şimdi de aynı. Aslında bunu Yıllar Sonra isimli kitabımda uzun bir şiirler de anlatmıştım. “Umudun iyi yakasında, misafir edasıyla” beklerken.

Hasan KARATAŞ

3 Ağustos 2023 Perşembe

Üzülüyoruz Elbette

Öyle günlerden geçiyoruz ki ülke olarak her ay, her hafta bambaşka bir felaketin haberi düşüyor ekranlarımıza. Artık yetişemez olduk felaket haberlerine. Geçmiş olsun demekten, üzülmekten, dua etmekten başka bir şey yapamadığımız günleri yaşıyoruz ne yazık ki. Son dönemlerde yaşanılan felaketler öylesine etkiler bıraktı ki üzerimizde bir tutam umudumuzu bile alıp gitti adeta. Uzun, zorlu ve hala devam eden bir pandemi sürecinin üzerine depremler, yangınlar, seller üzüntümüzü katlayıp gitti. Katmer katmer olup yüreğimizi dağladı.
Elbette umutsuz olmamalıyız. Güzel bir gelecek hayalimizden vazgeçmemeliyiz. Hayal etmeden bir şeyi gerçekleştirmek pek mümkün değil. Üzüntüler, yorgunluklar, yolunda gitmeyen şeyler hep oldu, oluyor ve olacak. Bizler hep bu tür şeyler ile hep sınanacağız. Sadece ülkemizde değil bütün bir dünya benzer felaketler ile hep sınanıyor. Daha dünyaya ayak basmadan kabul etmişiz insanoğlu olarak, dünyanın bütün belalarını.
Diyeceksiniz ki bütün belaları kabul edip susacak mıyız? İki kelime söyleme hakkımız yok mu? Bunların sorumluları hesap vermeyecek mi? Onlara sözünüz yok mu? Var elbette. Var lakin o sözleri söylemesi gerekenler de söylememesi gerekenler de söylüyor zaten. Söylenmeyen şeyleri söyleyebilmek gerekmez mi? Böyle anlarda bir öfkeye karşı durun hele, sakin olun demek gerekmez mi? Felaket anında dolup taşan öfkeyi yatıştırmak gerekmez mi? Elbette herkes her şeyi biliyor ve bunun farkında. Ama musibetler ve felâketler birlik olma zamanıdır. El birliğiyle, kardeşçe sımsıkı durmak, zarara uğrayanlara yardıma koşmak bizim insanımızın en güzel yanı değil midir? Hesap sorma yeri bellidir. Zamanı vakti gelince herkes elini vicdanına koyar hesabını o zaman sorar. Bir felaket esnasında kardeşliğimize, birlik beraberliğimize zarar verecek şeylerden uzak durmak iyidir.
Düşünün bir kere dünya da hiçbir kimse kalmadı. Bir başına kaldınız diyelim. Nasıl yaşarsınız. Nasıl hiçbir şey olmamış gibi hayata devam edebilirsiniz. Devam edebilir misiniz peki?
Yokluğunda kıymetini bilmek geri getirmez hiçbir şeyi. Var iken kıymeti bilinmeli. Yaşarken yaşadığımız günün kıymetini bilmeliyiz.
Bir anda bir olayla gaza gelip kırıp dökmeden sükûnetimizi korumalıyız. Birlik ve beraberliğe en çok böyle günlerde ihtiyacımız var. Bu günler gelip geçecek. Biz yaşanılan felaketlerden kendi adımıza dersler çıkardıysak ne mutlu. Bize düşen de budur zaten. Biz kendimizi düzeltmeden etrafımızdaki bazı şeylerin kendiliğinden düzelmesini beklemek nafile.
Üzülüyoruz hem de çok. Üzülmemek elde değil.
Her şeye rağmen umutsuz olmayalım. Güzel bir gelecek hayal etmekten geri durmayalım. Unutmayın güzel bir gelecek bir gün gelecekse eğer bugün güzel hayaller kurup var gücümüzle onu gerçekleştirmeye çalışmakla mümkün. Son kitabımın arka kapağında Beyazıd-i Bestami Hazretlerinin bir sözüne yer vermiştim. "Hakikat aramakla bulunmaz ancak bulanlar hep arayanlardır" demiştir. Evet, hayal etmekle olmaz lakin hayal etmeden hiç olmaz.

Hasan KARATAŞ

1 Ağustos 2023 Salı

Bugün Bayram


Gülümse biraz bugün bayram ya
Kırgınlıklar her insanda olur biraz
Onlarla hep yaşanmaz ya
Gelip geçiyor ömür
Sen boşver insanları
Güzel bir ömür sür
Haydi bırak kaygıyı tasayı
Azıcık gül
Kırk mevsim geçti üzerinden
Kırık dökük şiirlerde
Hep adın geçti senin
Yağmurlar türküler söyledi ismine
Rüzgarlar eşlik etti nağmelerle
Başaklar sarardı bak
Bulutlar göç etti başka illere
Kalk gel öylece
Bugün bayram işte
Bugün de bayram işte

Hasan KARATAŞ

Bu Blogda Ara