27 Eylül 2023 Çarşamba

Kendini Bulmak



Bir kitabı okurken ona kapılmak, onunla yaşamak, kitabın bir karakterine dönüşmek ve kendini bulmak ne kadar güzel değil mi? Öyle akıcı ve öyle okuyasın gelir ki, hiç bitmesin istersin. Bazı yazarlar sanki hep seni anlatır ya da senin onu anlaman için yazmıştır. Bütün kitaplarını kendinden bir şeyler bulurum diye alıp okursun. Başucu kitabın olur ansızın okuduğun bir kitap bazen. Senden bir parça barındırırcasına. Okumak güzel bir uğraş, güzel bir çaba. Bazen popüler kitaplar olur, okursun sana bir şey vermez. Bir şey anlatmaz sana dair. Mesela ben Otomatik Portakal, Çavdar Tarlasında Çocuklar, Sol Ayağım, Bülbülü Öldürmek gibi kitapları okudum. Bazılarını bitirmek için fazladan gayret sarf ettim ve zor bitirdim. Bana hiç hitap etmediler. Oysaki binlerce kişi beğenerek okumuştu o kitapları.

Çok sevdiğim ve içinde kendimden çok şey bulduğum kitaplar da oldu. Amin Maalouf'un Semerkant'ında Ömer Hayyam'da ben kendimi bulmuştum. Nazan Bekiroğlu'un az bilinen Cam Irmağı Taş Gemi'sinde yontucuda da kendime rastlamıştım. Bunların dışında kendimi bulamasam da Tatar Çölü, Martin Eden, Kürk Mantolu Madonna, Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk ve epeyce uzayıp giden bir kitap listesi başucu kitabım olmuştu.

Bazen benimde ismine aldanıp aldığım ve zor bitirdiğim kitaplar oldu. Bazı kitaplar vardı herkes okumalıydı. İlber Ortaylı'nın Bir Hayat Nasıl Yaşanır' ı gibi, Şevket Süreyya Aydemir'in Suyu Arayan Adam'ı gibi ve Her Şeyin Kısa Tarihi gibi... Birisi bana okudukça uzaklaşırsın insanlardan demişti. Okudukça uzaklaştım. Etrafa bakınca da bunu hep anladım. Yine çokça karşılaştığım şeylerden biri de ki bazıları da kendini yazar şair gibi tanımlamalar ile tanımlıyordu ve çok okumaya gerek olmadığını söylüyorlardı. Ülkemizde kitap okuyanların az olduğundan söz açıldığında herkesin kitap okunmasının mümkün olmadığını ve okunmasının da gerekli olmadığını savunuyorlardı. Ne kadar acıydı benim için. Oysaki söylerken buna inanarak söylüyordu. Kitaplar okunmalıydı ve insanlar mutlaka az ya da çok okumalıydı.

Peki sizin kendinizi bulduğunuz kitaplar hangileriydi? Hangi yazarlar sizin için yazmıştı kitaplarını?

Hasan KARATAŞ

20 Eylül 2023 Çarşamba

Sessizliktir Umudum


Şimdi yorgun bir zamana sesleniyorum. Gökyüzünden bulutlar silinmiş. Bereketli yağmurlar çoktan terk etmiş bu toprakları. Vakit akşam, gün batmış habersizce. Serin yeller yolunu kaybetmiş. Bir çiçek gördüm karanlığın içinde hafiften solmuş. Bilmezdim oysaki insana değil çiçeklere de yaşama arzusu veren bir tek umutmuş. Gökyüzü yorgun, bulutlar dağılmış. Bir türkü söylemek geliyor içimden sesim buğulanmış.Sanmayın pes ettim. Sanmayın çekip gittim. Hayatta en büyük direniş her şeye rağmen gayretin eksilmemesiymiş.

Hüzünlü yollardan geçip geldim bir gece karanlığında. Sineye çektim dışa vurmadığım her şeyi.
Siz bilemezsiniz ben her gece fırtınalara direnirim. Her sabah yorgun bir savaşçı gibi değil, taze fikirler, yeni ümitler ile uyanırım.

Gün doğar, yorgunluklar artar. İçimde binlerce savaş başlar. Susarım sessizce çekilir bir köşeye. İsim isim sayarım bütün kötülükleri ve içinde onu doğurup büyütenleri de edebim el vermez. Yağmurlu bulutlar ile dertleşirim. Rüzgârlara seslenirim bir şarkı eşliğinde. Çok şey sığar bir cümleye de. Anlayan anlar. Gerçi kalmadı artık anlayacak insanlar.

Bir derin sessizliktir umudum. Bir sabah yeli kadar taze. Çiğ tanesi kadar berrak. Bırak, en iyisi her şeyi bir kenara bırak. Güzeldir şimdi yaşamak. Bin bir umutla yaşamaya bak.

Hasan KARATAŞ

13 Eylül 2023 Çarşamba

Üşüyorduk


Ruhumuzda fırtınalar esiyordu. Karlar düşüyordu. Üşüyorduk. Sımsıkı sarılsak da hayata. Soğuk esen rüzgârlar geçiyordu içimizden. Kalplerimiz köhne sevgilerden medet umuyordu.

Mevsimler ve yıllar geçip gitmişti. Çoktan terk etmişti çocukluktan kalma hatıralar bizi. Biz sadece seyre dalmıştık. Açılan yaraları zamanla kapanır sanmıştık.

Rüzgârlar vurmuştu düz ovaları. Biz dağlarla ve tepelerde eser sanmıştık rüzgarları. Sevgiyle kucaklayıp sardığımız kim varsa soğuk rüzgârlar teslim almıştı bizden.

Üşüyorduk ve bunu bizden başka bilen olmuyordu. Belki herkes üşüyordu ruhunun derinliklerinde. Soğuk fırtınalar teslim almıştı bedenimizi. Yağmurlar bile kaybetmişti o ılık romantizmini. Mevsimler renklerini yitirmişti de biz bundan bir haberdik. Yolumuzu kaybetmiştik belki de. Başka diyarlara çıkmıştı yolculuğumuz. Alıştığımız mevsimler değildi bunlar. Yok olmuştu ağaçlar, ormanlar... Yok etmiştik onları da el ele. Gri bulutlar musallat olmuştu gökyüzüne. Oysaki eskiden pamuktandı hepsi de. Baharlar olurdu, dallarda çiçek çiçek açan. Bitmek bilmezdi. Ardı ardına açardı çiçekler. Bademler ile başlardı o tatlı hülya ve ardından beyaz duvaklara bürünürdü erik ağaçları. Sonra kiraz ağaçlarına gelirdi sıra. Pembe çiçekler doldururdu dalları. Renk pembeye geçince şeftali ağaçları da alırdı yerini. Nar ağaçları çiçeklerini gizlerdi dalların arasında. Ayva çiçekleri kaybolur giderdi ya bunca çiçek arasında. En son ıhlamurlara gelirdi sıra. Kokusuyla kuşatırdı etrafımızı. Dallarda yeşilden sarıya doğru kayıp giden renklerle kokusundan bilirdik birde arıların sıkça ziyaretinden ıhlamur çiçeklerini. Sonra hasat sarısı bir renk alırdı her yeri.

Şimdi o günler geçti değil mi? Farkına bile varmıyoruz artık. Uzak bir ihtimal gibi ötelerde bir yerlerde öylece bıraktık işte. Kazandığımızı sandığımızda, bir şeyleri hep kaybediyorduk. Gençliğe ulaşınca çocukluğu kaybediyorduk. Yaş ilerledikçe de gençlik gidiyordu işte. Biz farkında bile olmadan gelip geçiyordu hayat. Elimizdekileri bir bir alarak.

__________________________

Ruhumuzda fırtınalar esiyordu

Uzak dağlara karlar düşüyordu

Biz üşüyorduk

Sımsıkı sarılsak da hayata

Soğuk esen rüzgârlar geçiyordu içimizden

Köhne sevgilerden medet umuyorduk

Oysaki biz sadece üşüyorduk

Üşüyerek de olsa yaşıyorduk

Karlı dağların arasında

Yine de bin bir umutla

Hayaller kuruyorduk

Onca şeye rağmen

Baharlar bekliyorduk

Deli rüzgârlara kapılıp

Ara sıra biz de esiyorduk

Taze hayallere dalıyorduk

Ne aradığımızı bilmesek de

Bekliyorduk



Hasan KARATAŞ

6 Eylül 2023 Çarşamba

Gün Gelir Her Şey Değişir

Vakit çok geç artık. Yorgun bir akşamı yüklenmişsin sırtına. Yollar daha sarp, aşılmaz geçitler var önünde, vakit ikindi. Geçilmez dağlara çıkacak yolun. Kalmamış işte heybende umudun. Hava bulutlu ve soğuk. Kar yağacak belki de. Sen ise yollarda umudunu arıyorsun. Bilmez misin ki? Kaybedilen şeyler yitirdiğin yerde aranır. Yitiği bulmak için neden yola çıkılır. Belli ki senin aradığın şey görünür bir şey değil. Şimdi sırtına vur yine heybeni seni bekler karşı dağlar, yamaçlar. Geç kalacaksın yoksa. Seni kurda kuşa yem eder bu havalar. Yoruldun biliyorum. Ağırlaştı iyice sırtında ki yük. Geç kalacaksın bekleme. Rahata erip yolu bekletme. At kafandakileri yük etme. Dünya telaşı yük olarak taşınmaz. Onlar ile bu yollar aşılmaz. At heybeni de derdim ama dersin şimdi rızıksız yaşanmaz. Oysaki rızka kefil olana böyle inanılmaz. Yine de gayret et bu bir yoldur bir arayışla son bulmaz. Aradığını bulamasan da hiç bir şey bulamayacağın anlamına gelmez. Bilirsin yollar bitmez. Kısa bir yaşamla sonsuz bir yola gidilmez. Gün gelir, hedef değişir, yol değişir. Her şey değişir de sen aynı mı kalırsın.

Hasan KARATAŞ

Bu Blogda Ara